Bu günlerde, Kardak Kayalıkları krizinin 14. yılı tamamlandı. Az kalsın Türk-Yunan savaşına neden olacak olan o kriz, ABD Başkanının Yunanistan ve Türk Başbakanlarına müdahalesi sonucunda son buldu.
BYE - Tirajı günde 44 bin 784 olan To Vima gazetesinin 7 Şubat 2010 tarihli sayısında, Konstantinos Karamanlis Demokrasi Enstitüsü Başkanı İoannis Varvitsiotis imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında yayımlanan yorumun çevirisi şöyledir:
Bu, ülkemiz için acı bir anlaşma oldu. Yunanistan, tarihinde ilk kez Yunan toprağının bir bölümünün egemenliği konusunda kuşku edilmesini kabullendi. Daha sonra dönemin hükûmeti, Yunanistan'a karşı tek bir olumlu hareket yapmayan Türkiye'ye karşı taviz verici bir politika uyguladı. 1997 yılında Simitis hükûmeti, Türk taleplerine kapıları tamamen açarak Türkiye'nin Ege'de "yaşamsal güvenlik ve egemenlik çıkarları" olduğunu kabul eden Madrid Anlaşması'nı imzaladı.
Aynı hükûmet 1998 yılında Kıbrıs'a S-300 tipi füzeler yerleştirilmesini Türkiye'nin baskıları üzerine iptal etti. 1999 yılında, Öcalan konusundaki tutumuyla Simitis hükûmeti ülkemizi uluslararası alanda rezil etti. Tüm bunlardan sonra 1999 yılına, Helsinki Anlaşması'na geldik. Yunanistan orada Türkiye ile "sınır anlaşmazlıkları ve benzer konularda" diyalog başlatmaya ve müzakerelerle çözülemeyecek anlaşmazlıkların Lahey Uluslararası Adalet Divanına götürülmesi konusunda elini bağladı. Türkiye'nin tüm akıl almaz talepler öne süreceği ve Yunanistan'ın gri bölgeleri, adaların silahtan arındırılması, hava alanının genişliğinin daraltılması ile kara sularının genişletilmesi hakkından vazgeçmeyi kabul etmeyeceği ortada.
Yani, ulusal haklarımız olan tüm bu konular dış müdahaleler ve uluslararası siyasi kasıtlardan etkilendiği bilinen Lahey Uluslararası Adalet Divanına götürülecek ancak Yunanistan, Helsinki'de Türkiye'nin AB adaylığını da destekledi; bu politika daha sonraki hükûmetler tarafından da uygulandı. Yunanistan'ın Türkiye'nin adaylığını, "Avrupa Türkiye'si daha demokratik ve daha az saldırgan, uluslararası anlaşmaları pratikte kabul edecek, Uluslararası Hukuk'un ihlal edilemezliğine saygı gösterecektir." düşüncesiyle kabul ettiği biliniyor.
Ancak hükûmetin bu ümitleri boş çıktı. Herkes yavaş yavaş anlıyor ki Helsinki Türkiye'yi otomatik olarak bir Avrupa ülkesine dönüştürmedi, Türkiye'nin talepleri de değişmedi. Türkiye'nin "Avrupa bekleme odasında" kalması Yunanistan'ın zararına bir durumdur. Türkiye "Avrupa yörüngesinde" dolaştıkça davranışlarını Avrupa verilerine uyarlamadan kazançlar elde ediyor ve diplomatik konumunu güçlendiriyor.
Böylece, tüm eski hükûmetler tarafından reddedilen Türkiye'nin adaletsiz talepleri, şartları ve önkoşulları olmayan ve egemenlik haklarımız üzerinde tahmin edilemez sonuçları olabilecek Türk-Yunan diyaloğunun konusu oldu.
Bugün sormak gerekir: "Papandreu-Erdoğan arasındaki mektupların tam içeriği nedir?" Kamuoyuna verilen özet beni tatmin etmiyor.
YORUMLARINIZHenüz bir yorum yapılmamış.
Yorum Yaz