Yararlı Bilgiler

Kullanıcı girişi

Gezinti

habershop.com

haber bilgi deposu

"Şaban ile Recep İvedik arasında ne fark var"

Submitted by Bayram on Sal, 03/03/2009 - 17:13

Recep İvedik, Kemal Sunal’ın ilk filmlerindeki gibi sadece şehrin çevresi tarafından benimsenmez. Aksine, şehrin merkezindekiler (özellikle gençler) de onu ‘çok komik’ bulurlar

ORHAN TEKELİOĞLU:Bahçeşehir Üni.

www.radikal.com.tr İlginç bir sosyolojik olguyla (Recep İvedik 2 filmi) karşı karşıya kaldığımız ortada. Bir yandan bir tür “deja vu” duygusu yaşanıyor, bir yandan da yeni bir “sosyal kibir” durumuyla tanışıyoruz. Önce “deja vu” duygusuna bakalım. Kemal Sunal filmleri ile arabesk müziğin en önemli benzerliği, çıktıkları andan itibaren gerek sağ, gerekse sol cenahdan “aydın nefreti” çekmeleriydi. Konumuz sinema olduğuna göre, sadece Kemal Sunal’a odaklanalım. Kırdan şehre göçün anlatıldığı, 1974 yapımı, Köyden İndim Şehire’nin “saf” karakteri Saffet, çok değil iki yıl sonra çekilen Kapıcılar Kralı’nda, şehrin merkezindeki kodlarını çözmüş bir kapıcı (Seyid) olarak çıkar karşımıza. Aslında kırdan şehre göçün, şehrin çevresinin merkezle olan kapışmasının mizahi bir dille anlatımıdır Kemal Sunal filmleri. Mizah burada siyasal muhalif bir duruştan çok bir beğeni uyuşmazlığına, iki kutuplu yeni bir metropol gerçeğine işaret eder. Şehre göçenler ne yapılırsa yapılsın orada kalacaklarını, dönmeye hiç de niyetli olmadılarını, kendi kültürel beğenilerinden vazgeçmek istemediklerini, “aşağılanılmaya” karşı pasif-agresif bir dille, yani “safı oynayarak” direneceklerini seyirciye gösterirler. Şehrin merkezinde yaşayanlarla aynı dünyayı paylaşan merkezi elitler (yani, devrin “aydınları”), Kemal Sunal kahramanlarını eleştirirken, onları hem küçümsüyor hem de onlara göre kendilerini daha yukarda konumlandırıyordu. Henüz bir “melezlik” (hibrit anlamında) durumu yoktu, birbirine yabancı, iki ayrık dünya mevcuttu. Merkezde yaşayanlarla, merkezin seçkin ideolojisi arasında da bir fark yoktu ve aydınların tepkisi sınıfsaldı, merkezde yaşayanlarla uyum içindeydi. Bu nedenle, Recep İvedik’e yine sol ve sağ cenahtan gelen tepkileri kabaca okursak bir “deja vu” duygusuna kapılıp, Kemal Sunal algılamasına benzer bir durumla karşı karşıya olduğumuzu düşünebiliriz. Ama durum hiç de öyle değil. Filmin müellifi Şahan Gökbakar’ın filmi eleştirenlere olan tavrı, ya da açıkça söylersek, burnundan kıl aldırmaz kibri, başka veçhelere bakmamızı zorunlu kılıyor.
Lafı dolandırmadan söylersem, Şahan’ın fütursuz “özgüveninin” ardında iki neden var. Bunlardan ilki, sinemamıza Sinan Çetin’in soktuğu “çok izlenme” ile “başarı” arasındaki ilişkinin tekrar altının çizilmesidir. Bu naif liberal argümanın gelebileceği en uç mantıksal noktayı bizzat Recep İvedik temsil ediyor: Seyrediliyorum, demek ki iyiyim. Bu argümanı tartışmayı sinema eleştirmenlerine bırakarak, Şahan’ın kibrinin (yani, ikinci nedenin) arkaplanını anlamaya çalışabiliriz. Önce tarihte kısa bir gezinti yapalım. Gerek arabeskin ilk “kralları” gerekse Kemal Sunal, “aydınlar taarruzuna” uğradıklarında defansif bir konumdan kendilerini anlatmayı tercih etmişlerdi. Örneğin Orhan Gencebay, yaptığı müziğe takılan “arabesk” adını asla benimsememiş ve müziğini varolan geleneksel ve popüler müziklerle ilişkilendirmişti. Kenal Sunal ise hayatı boyunca sürekli olarak “yanlış anlaşıldığından” dem vurup sonunda işi kendi filmleri üstüne tez yazmaya kadar götürmüştü. Yapılan işi ve kendini koruma refleksinden kaynaklanan bu tip argümanlardan Şahan’da asla bulunmaz. Aynen yarattığı Recep İvedik karakteri gibi ve kerameti kendinden menkul bir özgüven patlamasıyla filmini eleştirenlere “kafadan çakar!” Demek ki, Şahan ile Kemal Sunal arasında çok ciddi bir fark vardır. Biri savunma hâlinde iken, öteki ciddi bir agresyon krizi yaşıyor.

Hem çevre hem merkez
İvedik mizahının sosyal dünyasına biraz daha yakından bakalım. Temel tespit şu olabilir: Recep İvedik, görüntüsünün aksine, asla şehrin varoşunu temsil etmiyor. Şahan’ın yaptığı, şehrin merkezi ile çevresini aynı anda temsil edebilen bir karakter yaratmaktır. Bu ikiz-karakter, efsanedeki gibi, doğdukları anda herhangi bir sebeple birbirinden ayrı düşmüş ve ancak yıllar sonra birbirine kavuşmuş iki ruhu önce birbiriyle tanıştırır, sonra kaynaştırır ve melez yapar. Recep İvedik, Kemal Sunal’ın ilk filmlerindeki gibi sadece şehrin çevresi tarafından benimsenmez aksine şehrin merkezindekiler (özellikle gençler) de onu “çok komik” bulurlar. Şahan da, sosyolojik profili itibarıyla, tam bir “beyaz Türk”tür, yine de ruhu melezleşmiş, şehrin çevresiyle merkezi arasında köprüler kurabilir bir hâle gelmiştir. Örneğin, İngilizcesi iyidir, MTV’deki Jackass karakterini izler ve onu anında İvedik olarak “yerelleştirip” melez bir mizaha yerleştirir. “Adaptasyonu” başarabilmek, merkezde yaşansa bile, çevre kültüre onlardan biri gibi bakılmasıyla olanaklı olabilir.
Yeni şehrin merkezinin melezleşmiş beğenisinin birkaç önemli özelliği var. Bir kere, kendini varoşa, çevrenin kültürel beğenisine karşı konumlandırmıyor, pop kültürün “eşitlikçi” yaklaşımını benimsiyor. Öte yandan, kendini her türden seçkinciliğe yani elit kültüre karşı muhalif olarak ilan ediyor. Yapısında politik bir yönelim olmadığından, dahası formel politika denen faaliyetten nefret ettiğinden “pop politika” diyebileceğimiz, sonunda en kabasından “ulusalcılıkla” bütünleşen tuhaf bir apolitik politik duruşu var. Futboldan, topluca yapılan her hareketten, maço bir cinsellikten, argo, küfür ve mizahtan çok hoşlanıyor. Recep İvedik karakterini asla rahatsız edici bulmamanın, o kaba saba görünüşün, küfürlü konuşmaların ardında “iyiyi” ve “komiği” aramanın asıl nedeni bu. Birbirlerine gülen insanlar ve onlara gülmeyenlere karşı oluşan ortak reaksiyon, belki de adı konmamış bir elit nefretine tekabül ediyor. İşte bu nedenle Şahan’ın fütursuz kibri, kendisini, yarattığı karakteri eleştirenlere karşı sınırsız bir agresyonu var. Sen kendini ne sanıyorsun, çek git hayatımdan “aydın müsveddesi!” Recep İvedik’i eleştirmek isteyenlerin bakması gereken yer, ne yazık ki, onları çevreleyen dünyanın ta kendisi. Bu mizah, şehrin çevresinde falan oluşmuyor, aksine bizzat şehrin merkezinde, yeni şehrin “melezleri” tarafından yazılıyor ve sahneye konuyor. Nasıl artık arabesk Türk pop müziği ile ruhen bütünleşmiş, şehrin merkezi beğenisini ele geçirmişse, yükselen yeni mizah da “çevre kültürü aşağılama” ruh hâlini çoktan terk edip hedefini merkezi elitlere doğru çevirmiş durumda. Şu anda “kötü oğlan” olarak Şahan öne çıksa da, bu işin fikir babası, “esas oğlanı” Cem Yılmaz’dır. Neye güldüğümüze bakarken kime güldüğümüzü ıskalamayalım.

Destekleyenler


Yönetim Paneli

en özel gün hediyesi